Her-Seçim-Bir-Vazgeçiştir-BLOG-Yubai-Marka-Danışmanlığı-1200x297.jpg
Günümüz iletişim dünyası çok karmaşık. Mesajlar ister istemez birbiri içine giriyor. Bizlere iletilen rafine mesajları doğru anlamayı bir kenara bırakın, nasıl anlamamız gerekti konusunda bile tereddütte kalabiliyoruz.
Tüm bu anlama ve anlamlandırma sürecinde belirli seçim kriterleri mekanizmaları çalıştırıyoruz.
Aslında yaptığımız her seçimin büyük bir vazgeçiş olduğunu bilerek davranıyoruz. Bir ürünü alırken, bir markaya bağlanırken, bir organizasyona katılırken, bir partiye oy verirken bu farkındalığa sahip olduğumuzu biliyoruz / var sayıyoruz.
Daha çok adalet vadedenler ile daha özgürlükçü olmanın sözünü verenler arasındaki tercihlerimiz bizi biz yapan yegâne nedenlerimizdir. Lafa değil icraata bakanların tercihleri gibi, icraat şansı verilmesi gerektiğini düşünenlerin tercihleri de çok önemlidir. Neticede bu tercihlerimiz varoluşumuzun bir simgesi niteliğindedir.
Lezzetli bir atıştırmalık alırken ürünün adı kadar tadı ve sahip olduğu imajı da bizi biz yapan bir gerçektir. Seçmek aslında bir varoluş süreci başlangıcını temsil etmektedir. Aklın, mantığın ve duyguların bütünü, sözün, şeklin ve estetiğin bütününe odaklandığı çok değerli bir eylemdir.
Daha az ödeme motivasyonu, akıllı bir seçim, iyi bir baba olma duygusu, daha lezzetli olanın cazibesi, yenidünyalara açılan bir kapı hissi, en birinci olmanın verdiği güç gösterisi, ikinciliğin kamçıladığı ideale ulaşma arzusu gibi birçok duygusal ve rasyonel faydaların hepsi bu tercihler ve vazgeçişler paradigmasını manipüle etmek içindir.
Önümüze sıralanan bir dolu neden arasında farkında olmadan tam bize göre olanı seçiyor olsak bile birçok iyi / güzel / faydalı diğer şeylerden de vazgeçmiş de olabiliriz. Belki diğer alternatiflerin varlığı bizim için zaten çok da önemli değildi… Bu kadar güçlü bir varsayım, insan düşünce ve tercih mekanizmasının derinliğini ve pazarlama kavramının gidebileceği yerle ilgili ufkumuzu açmaya yetebilir.
Anne babaların bebekleri için seçtikleri isimlerin de kendi içinde sorgulandığını veya bir seçim kriterine tabi tutulduğunu düşünürsek, bu işin daha biz doğduğumuz andan başladığının farkına varabiliriz. “Şimdi kendinize yeni bir isim seçme şansınız olsaydı adınızı ne koymak isterdiniz?” sorusuna herkesin verecek bir cevabı mutlaka bulunur.
Hediye ürünlerle birlikte verilen değişim kartlarının ortadan kalktığı bir dünya düşünsenize. Alınan hediyeler ya çok beğenilecek, ya hiç kullanılmayacak, ya da gizlice çöpe gidecek…
Hem kendimiz hem de başkaları için empati kurabildiğimiz zaman daha rahat bir hayat bizi bekliyor olacaktır. Çarşıda, pazarda, mağazada, özel hayatımızda, siyasi görüşümüzde, dinimizde, dilimizde bir seçimler dünyasını temsil ediyoruz. Doğru veya yanlış seçimler yapmak hayatımızın her alanında var oldu ve olmaya da devam edecektir.
Bunca pazar zorluğu, iletişim yoğunluğu, mesaj bombardımanı, ekran çokluğu ve sosyo-psikolojik tutum ve davranışın ardında yatan tek gerçeklik var. O da kendimiz olmak. Seçmek ve vazgeçmek. Seçimlerimizin sonuçlarıyla iyi duygu ve deneyimler yaşamak.
Gerçekten bizi biz yaparak farklılaştıran ve büyük marka potansiyelimizi açığa çıkaran etkili seçimlerimizin olması dileğiyle…