türk-telekom-yubai-1200x297.jpg

20 Kasım 2017 admin0

Türk Telekom’un yeni yüzü pazarda bir değişikliğe yol açar mı? Bu yeni konumlamayı siz nasıl buldunuz?

 

Marketing Türkiye Dergisi’nin Mart 2016 sayısında yayınlanan “Türk Telekom’un yeni Logo’su ve reklam kampanyası” hakkındaki araştırma haberi için Yunus Baran’ın verdiği görüşlerdir.

Türk Telekom marka değişimi ve gelişimi sektöründe büyük bir değişim ivmesi oluşturacaktır.

Sektör oyuncularının pazara, müşterilere, rekabete ve fiyatlandırma stratejilerine yeniden bakmasını sağlayacaktır.

Avea, Türk Telekom ve TTNET markalarının birleşmesi orta ve uzun vadede hem mevcut hem de potansiyel müşterilerde bir memnuniyet & beklenti artışı sağlayabilir.

Diğer taraftan Telekomünikasyon araçlarının entegrasyonu hem bugünün tüketici davranışlarına çok uyuyor hem de dünyanın gideceği yöne ışık tutuyor.

Ben bu değişimi bir birleşmeden daha çok büyük bir ekosistemin yeni bir ifadesi olarak görüyorum.

Ortada rekabet gücü çok çok yüksek bir, bireysel ve kurumsal çözümler gücünün ifadesini yansıtıyor.

İletişim dili olarak ise: Türk Telekom memleketin tüm renk ve dokusuna en çok hakim markalardan birisidir. Yeni marka kimliğiyle bu pozisyonunu daha çok güçlendirmesini öneririm.

Yeni kimlik ve değişim iletişimlerinde bu özelliğini çok yansıtmadığı görülüyor. Avea’dan aldığı marka kültürü ve mirası yeni Türk Telekom ruhuna baskın gelmiş gibi görünüyor. Değişim ve gelişim ifadelerinin hem sektör dinamiklerine hem de memleket kodlarına daha uygun devam edeceğine inanıyorum.

TTNET’in internet çağına uygun genç ve dinamik yapısı, AVEA’nın bir türlü net mesajlar veremediği flu kimliği ve Türk Telekom’un memleketi yansıtan marka kodlarını “büyük ve yeni bir değerle” birleştirmek bu anlamda faydalı olabilir.

Türk Telekom’un “fiberli” yeni marka konumlandırması rekabetçi olduğu kadar sürdürülebilir avantajlara sahip vaatkar da olmalıdır.

Markanın yeni kimliğindeki birbirine bakan okların gelecek ifadesi olduğu kadar; yakınlık, avantaj ve ilgiyi de temsil etmesi gerekmektedir.


Patronlardan-Kurtulun-BLOG-Yubai-Marka-Danışmanlığı-1200x297.jpg

20 Kasım 2017 admin0

Ya kendinize iyi bir patron bulun ya da kendi işinizin patronu olun.

 
 Dünya artık başka bir dünya!

İnsanlar başka, akıllar başka, fırsatlar başka, işler başka, ilişkiler başka.

Gün geçmiyor ki uygulanabilir yenilikçi düşüncelerle dolu bir iş fikri daha hayata geçmesin. Hem de gençler tarafından ve var olan hantallıklarla gideren bir modelde! Daha sanal, daha eğlenceli, daha evrensel, daha değerli ve daha sürdürülebilir.
Yeni dünyadaki tüm fırsatları gören ve sürdürülebilir sistemler kurarak kendi işinin patronu olmak isteyen gençler bugünden geleceğe yön veriyor. Dünya gençlerin şekillendirdiği gelecek tasarımlarıyla değişiyor. Daha teknolojik, daha hızlı ve daha fırsatçı bir zamanın çocukları geliyor. Sıfır iş deneyimiyle sahip oldukları halde en yenilikçi iş fikirlerini buluyorlar ve iyi bir ekiple koordine ederek, iyi uygulamalar geliştirerek ve yeterli finansman bularak harikalar yaratıyorlar.

Sahip olduğumuz network, bulunduğumuz platformlar, kullandığımız yetenekler, edindiğimiz deneyimler ve sorumluluk aldığımız yetkinliklerimiz iş ve hayat başarımızı besleyen değerler.

Peki, bu değerleri kimin için ve ne kadar kullanıyoruz?

İçimizdeki gerçek girişimcilik ve marka potansiyelimizin farkında mıyız?

 

Doğru bildiği yanlışlarla dolu geleneksel modellerin içinde kaybolan ve yapması gereken sıçramaları yapamayan işlerden, ortamlardan, ekiplerden ve patronlardan kurtulmanın vakti gelmedi mi? Üreten, geliştiren ve genişleyen bir marka ekosistemine dahil olmak için henüz geç kalmış sayılmazsınız. Sahip olduğunuz potansiyeli getirisi çok yüksek maddi ve manevi kazançlara dönüştüren bir markanın sahibi olun.

Farklılaştırıcı yaratıcı fikirlerinizin ve yeteneğinizin beslediği girişimcilik ruhunuzu marka aklıyla destekleyin. Sürüden ayrılmanızı sağlayan sürdürülebilir değerlerinizi stratejik marka araçlarıyla belirleyin. Gelişigüzel değil, planlayarak ilerleyin. Stratejinizle fark yaratarak var olun, zamanın ruhuna uyum sağlayın. Başarı hikayenizle ve itibarınızla paranın satın alamayacağı varlıkların sahibi olun.

Yetenek, ekip ve finansman entegrasyonuyla oluşan güçler birliğini markalamayla büyük bir değere dönüştürün. Sektörünüzde fark yaratın. Kısa, orta ve uzun vadede değer yaratmaya odaklanın. Yalnızca para için değil; parayı getirecek fikirler, imajlar ve itibarlar için çalışın. Averaja değil ideale odaklanın. Tahminlerle değil, ölçülebilir rasyonel tespitlerle yol alın. Markalaşın!

Tüm bunları yaparken teknolojik tabanlı veya klasik iş modelleri arasındaki tercih size kalmış. Yalnızca şunu söyleyebilirim: en iyi bildiğiniz işe odaklanın ve var olan değerlerin de ötesinde en yenilikçi siz olun. Sizin ve ekibinizin en iyi yönetebileceği işlere ortak olun. Başarıya en doğru şekilde götüren yollardan ilerleyin. Ekiplerinizin iş bilir, vizyoner, hızlı, fırsatçı, yenilikçi, akıllı ve ahlaklı olmasını sağlayın.

Hem farklı fikirlere hem de farklı insanlara uyumlu bir entegrasyon sağlayın. Zamana, insana, hayata, ürüne ve geleceğe değer katın. Ürün ve servislerinizle sürekli gelişimin kaynağını olacak bir platform yaratın. Cüretkâr olmaktan çekinmeyin, kategorinizin gelişimine yön verin. Modelinizi inovasyonla besleyin. Uygulanabilir tüm yaratıcı fikirlerinizi inovasyona dönüştürün.

Hedef kitlenizle iletişime geçtiğiniz yenilikçi modelleri yönetirken geleneksel iletişim araçları da ihmal etmeyin. Müşteriniz neredeyse orada olmaya özen gösterin. Etkileşimi yüksek olun, etkileşimi yüksek işler yapın.

Patronlarıyla da tüm bu değerli çalışmaları yapanlar veya yapacak olanlar varsa onlar işine devam etsin. Durduk yere maceraya atılmaya hiç gerek yok. Trend bir girişimcilik furyasına kapılıp hem vakit hem de nakit kaybetmesin. Marka yaratmanın irade, istikrar, ekip, işbölümü, para ve en önemlisi de iyi bir marka aklı gerektirdiğini iyi bilsin. Eksik araçlarla işe girişmesin.

Hal böyleyken; ya patronlardan kurtulacaksın ya da iyi bir patron bulacaksın.

Geç olmadan sen de iyi bir fikre bolca emek, yeterince para ve sınırsız zaman yatırımları yapacaksın.

Doğru stratejilerle geliştireceğin doğru işleri doğru şekilde yapacaksın.

Geleceğine odaklanacaksın, bugünden geleceği yazacaksın.

Haydi, karar ver.

İçindeki (marka) potansiyelini açığa çıkar.

Vakti geldiyse kendi markanı yarat.


Dar-Bütçelerle-Etkili-Sonuçlar-BLOG-Yubai-Marka-Danışmanlığı-1200x297.jpg

20 Kasım 2017 admin0
Küçük bütçelerle etkili işler başarmak her markanın arzu ettiği bir gerçek. Küçük ve orta ölçekteki firmalarda sıklıkla karşılaştığımız bu “dar bütçelerle etkili işler peşindeyiz” ifadesi aslında her markanın hayali. Bu ifadeyi başarıya dönüştüren en büyük kaynak aslında “ne istediğini bilmek”tir.
Ne istediğini bilen veya belirleyen markaların atacağı ilk adım iyi bir planlamadır. “Nereden başlamalı, neler yapmalı, nasıl anlatmalı?” sorularına verdiği doğru yanıtlar iyi bir bütçe yönetiminin olmazsa olmazıdır. Doğru bir planlama hem bütçeyi doğru yönetmek hem de tanıtım amaçlarına uygun pazarlama araçlarını doğru kullanmak demektir. Unutmayın ‘neyi söylediğiniz’ kadar ‘nerede söylediğiniz, kime söylediğiniz, nasıl söylediğiniz, söylerken ne kadar bir enerji harcadığınız, ne kadar anlaşıldığınız ve söylediğiniz kişinin reaksiyonu’ gibi konular da oldukça önemlidir.Amacı yalnızca o bir “şey”i söylemek olanlar yazıyı burada sonlandırabilir!
 

 Zaten kıt kaynaklarla tasarladığınız bir planınız var, bir de ilgi çeken etkili işler peşindeyseniz; bu durumda gerçekten hem teknik hem de estetik bir başarı göstermeniz gerekir.

Stratejik planlamaların nihai amaçları belirlenmiş hedeflere ulaşmak üzerine olmalıdır. Bu hedeflerden belki de yalnızca biri ‘ilgi çekmek’ kavramına yönelik olabilir. Peki, bol kaynaklı markaların zar zor ilgi çektiği ve etkili olduğu bir pazarda dar bütçeli bir firma nasıl ilgi çekecekler?

Doğru bildiğimiz ezberlerden birisi “absürt” işler ilgi çeker görüşüdür. Bir diğer yaygın ezber ise “bilindik tüm çizgilerin dışına çıkan” markalar etkilidir. Bu ve bunun gibi genellemelerle oluşturulan tanıtım ve tutundurma malzemeleri büyük ezberlere dayanmaktadır. Markanıza ait stratejik bir analizinden sonra ortaya çıkan fırsatları değerlendirmek her zaman daha az maliyetlidir. Aksi takdirde diğer ezberlerin hem kesin bir doğruluğu yoktur hem de bu gibi yanlış uygulamaların alternatif maliyetleri sandığınızdan yüksek olur.

Belki de ihtiyacınız olan en büyük destek teknik ve estetik bir yeniliktir. Marka ihtiyaçlarınız özelinde geliştirilmeyen ve size özel ideal fikirlerle oluşturulmayan çözümler eleştirilmeye mahkum olur. Konuyu sadece bütçe yönetimi şeklinde ele almak ise başlı başına yanlış bir tutumdur. Süreç boyunca gerçekleştirdiğiniz uygulamalar; sahip olduğunuz güce, markanızla ilgili sürdürülebilir algıya ve pazar payınıza yapacağı olumlu katkı her zaman önceliğiniz olmalıdır.

Bütçeler düşük de olsa; hedefler net, iletişim kanalları açık, inançlar sağlam, kalite algısı tam olmalıdır. Kurum içi ve kurum dışındaki destek marka akıllarınızın seçiminde kaliteyi esas almak bir diğer öncelikli konudur. Unutmayın her kaliteli fikrin ve uygulamanın maliyetli ortaya çıkan işin etkisi kadar değerlidir.

Dar bütçeyle gerçekleştirilmiş iyi bir planlama ancak doğru bir mecrada etkisini gösterir.

Bütçe kıstı denince akla ilk olarak internet, dijital, sosyal mecraların gelmesini hepimiz içselleştirdik. Bir dijital kampanyanın kendinden bolca söz ettirme potansiyelini bilmeyenimiz yok. Tavsiye mekanizmalarını çalıştıran iletişimler ve mecralar da bir o kadar popüler. Fakat tüm bu etkili mecranın hangisini kullanmak en doğrusu?

Sorunun doğru yanıtı hangi amaçlara ulaşmak istediğimizden geçmektedir. Amaç kitlesel bir etki ise maliyet haliyle yüksek olacaktır. Doğru tasarlanmamış bir kitlesel iletişim aracının kişi başı ulaşım maliyeti ise yüksek olacaktır. Bazen klasik mecralarda da düşük bütçe yönetimi yapmanın püf noktalarına kafa yormak amaçlarınız arasında bulunabilir. Çözüm sadece yüksek yapım maliyetlerinden kaçarak değil, doğru panlama yaparak da sağlanabilir. Doğru tespit edilmiş bir hedef gruba doğru araçlarla doğru lokasyondaki doğru mecralarla ulaşabilirsiniz. O kitlenin kim olduğunu, ne yaptığını, nelerle ilgilendiğini, vaktini nasıl geçirdiğini, nelere dikkat ettiğini, ne beklediğini, nelerden etkilendiğini bilmemiz ve veriyi iyi yönetmemiz şart. Ezber şablonlar ve formaliteden çözümlemelerden kaçınmak gerek.

İyi tasarlanmış dar bütçeli bir iletişimin dili de bir o kadar etkili olmalıdır.

Markayı, hedefleri, araç ve amaçları iyice netleştirdikten sonra bu toplam ruhla tutarlı bir dil ve söyleme ihtiyaç vardır. Zaten düşük bütçelerle yönetilen bir planlamanın arada kaybolmamasını da engellemek gerekiyor. İddialı ve çarpıcı sözlerin sürdürülemez etkisinden kaçınmak çoğu zaman faydalıdır. Markanızın tutarlı davranışları marka yaşam – gelişim eğrisine uzun dönemli faydalar sunacaktır. Söylemlerinizin gücüne güç katmaya çalışırken anlamlı bir tutarlılığı da elden bırakmamak gerekir. Sosyal medyanın kaldırabildiği kadar samimi, outdoor mecrada fark edilebilecek kadar net ve etkili. Yine ezber kalıpları zorlayan bir iş yaparak marka ruhuna uygun olanını tercih etmek gerekir.

Anlaşılır olmanın, sade bir iş yapmanın, sıradanlığa kaçmamanın, direkt olmanın, insanlara ilham vermenin, dünyasına değer katmanın dili neyse onu kullanabiliriz. Tabi ki yinelemekte fayda var: markanın algı dünyasına uygun, marka kimliği ve tarzına uygun olmak şartıyla…

Tüketicilerin beğendikleriyle markaya değer katan işler arasında bağlantılar vardır.

Markaların takip ettikleri bir diğer ezber düşünce de “dikkat çeksin yeter” görüşüdür. Yaratıcı stratejilerin ürünleri her zaman hatırlanıyor, akılda kalıyor, bağ kuruyor ve satış arttırıyor. Hatta asla unutulmazlar listesine giriyor. Bu etkilerin tek bir karar vericisi var. İnsan!

Tüketici beğenmediği şeyi almaz. İrite olduğu markayı sahiplenmez. Sevmediği bir sözü ya da söylemi benimsemez.

Markasını ve kategorisini geliştiren, marka vaadini netleştiren, hedef kitlesinde sahiplenilen, üretim ve tüketim kanalında değer yaratan, satış arttıran ve daima hatırlanan iyi fikirlerin yalnızca maliyet eksenli değerlendirilmesi doğru değildir. Soyut kavramlara gösterilen değer somut gelirleri tetikler.

Büyük hedefleri olan küçük bütçeli markalarınızın potansiyeline her zaman inanın.


Yeniçağda-İnsan-Marka-Strateji-BLOG-Yubai-Marka-Danışmanlığı-1200x297.jpg

20 Kasım 2017 admin0
Her şey çok hızlı gelişiyor ve değişiyor. Değişmeyen tek şey olan “değişim” bile insanla birlikte değişiyor. Çünkü insan değişiyor. Dünün kabul görmüş birçok duygusu, davranışı ve markası bugün için birer nostalji. Bugünün başarılı markaları ve tutumları da belki yarının nostalji listesine eklenecek.
İnsanı, yani zamanın ruhunu anlamak, nostalji olmamak ve eskimemek için yeniçağın gerekliliklerine uymak gerekiyor. Markaların daha uzunca yaşaması artık kimseye yetmiyor. Markalarla birlikte onlara ait hikayelerin, şekillerin, sözlerin, seslerin de bir o kadar uzun yaşaması gerekiyor. Bir söylence gücüne erişmiş marka konumlandırma unsurlarının da artık kendilerini yenilemesi gerekiyor.Konumlandırmanın öldüğü, hatta evrim geçirdiğine yönelik tartışmaların yaşandığı bir dönemde markaların hangi doğruya inanacakları da büyük bir muamma. Benim düşüncem; konumlandırmanın günümüzde ve gelecekte bir süzgeçten geçmek zorunda olduğudur. Bu süzgeç ise konumlandırmayı yaşatan insan, pazar, tüketici, duygu ve hikaye bileşenlerinden oluşmaktadır.Her markanın bir hikayesi olmak zorundadır. Her hikayenin bir duygusu, her duygunun bir yansıması şeklinde devam eder…Markaların çağlar boyu süren dillerden düşmeyen bir öyküsü, öykünün sahiplendiği bir farklılaşma noktası, farklılaşma noktasının yarattığı faydalar bileşeni, faydaların oluşturduğu duygular yumağı, duyguların gerçekleştirdi satışlar veya satışların dönüştüğü memnuniyet serüvenlerine ihtiyaç var.

Bu sarmalı dilediğimiz kadar büyütüp uzatabiliriz. İnsanlığın gelişim garantisi olan hayal gücünü tetikleyen “meraklar” ve merakları gerçekleştirecek olan “hayaller” zinciri yeniçağda daha sağlam olmalıdır. Markalar bu sağlamlığı bir başka güç olan yaratıcılıkla birleştirmek gerekmektedir. Stratejik düşünen zihinler, bu zihinlerin geliştirdiği işler, işlerin gerçekleştireceği hedefler, hedefleri büyütecek yaratıcılık serüvenleri markaların ömrünün uzatacak, bilinirliliğini arttıracak, sürekliliği sağlayacak ve karlılığına katkı sunacaktır.

Peki, markalar için stratejik bir konsept ve yaratıcı bir öykü sahibi olmak sonsuza kadar yaşamanın garantisi midir? Duygu yüklü varlıklar olan biz insanların devamlı değişen tutum ve davranışlarına hangi araçlarla uyum sağlamak en doğrusu? Konumlandırmalı mı yoksa konumlandırmaya inanmamalı mı? İnsan odaklı mı olmalı? Stratejiyi mi, hikaye mi? Piyasa şartları mı, yaratıcılık mı?

Nedir bu “yeniçağa uyum” sağlamamamıza yarayan en doğru markalaşma araçları?

Yine bence; en doğru araçlar insanlar ve onların duygularıdır.

Herkesin kendi yaşamından bildiği bir konu var “aidiyet duygusu”. Dahil olmakla mutluluk duyduğumuz bir grubun bize kazandırmış olduğu “aidiyet duygusu” paha biçilemez bir değerdir. Bu duygu pazarlamasını işlerinde yoğun kullanan sektörlerin başında spor kulüplerinin geldiğini biliyoruz. Takımların bu duyguya yatırım amacıyla gerçekleştirdiği transferlerden ne kadar kar elde ettikleri de bir gerçek. Aidiyet duygusunu bir kere sağlamış olduğu için yerinde durmuyorlar. Sürekli olarak yenileniyor, değişiyor, dönüşüyorlar. Bazen şov için bazen de iş için transferler gerçekleştiriyorlar. Demek ki marka destek unsurlarına değer katan bir duygunun da sürdürülebilirliği oldukça önemli.

“Dostluk” ve “sevgi” duygularıyla iletişim kurmamızı öneren ve buna yönelik yatırımlar gerçekleştiren telekomünikasyon markalarının; iletişimlerini uzun vadede yine “dostluk” ve “sevgi” temalarına indirgemeleri bir tesadüf olamaz. Satış gerçekleştirmek için yaratılan dönemsel duygular bile toplam marka değerinin bir envanteridir ve her çağda yenilenerek sürdürülmelidir.

“Başarı” motivasyonuyla marka algılarını yöneten spor giyim markalarının daha iyisini gerçekleştirebileceğimize bizi inandırmaları; aslında onların da daha iyisini yaptığı anlamına gelmiyor mu? Zamanın ruhunu yakalayan ve insan odaklı gerçekleştirilen her iletişim yatırımı aslında zaman ötesi bir marka duygu ve değer inşası da gerçekleştirmektedir.

“Ruh rahatlığı” duygusuyla geliştirilen mekanlar ve beslenme ürünü markalarının doğallığı stratejik konsept olarak kullanmaları tamamen insan odaklı olmalarındandır. Ruh rahatlığı duygusu daha fazla ödemeye değer olma hissini rasyonelize eder. Aynı şekilde tersi de doğrudur. Yapaylığın arttığı günümüzde, ürünlerin gönül rahatlığıyla tüketilebilecek kalitede olduğunu bilmek büyük bir konfor değil mi sizce de? Bu konforu sağlayan ve bunu her zaman her ruh halinde sürdürülebilen markaların başarısı ise tesadüf olamaz.

Giderek yalnızlaştığımız ve bireyselliğin arttığı dünyamızda “yalnızlık” duygusuna uygun ürünler üretmeye çalışan markalar, sosyal ağlar, platformlar, havayolu şirketleri, dondurulmuş gıda firmaları, konut projeleri ve GSM operatörlerinin olması tesadüf olmaz. Artan bireyselliğin toplum yapısındaki değişikliğine ise anti tezler geliştiren otoriteler yine bir duygu sayesinde varlıklarını sürdürmekte, iletişimlerini gerçekleştirmekte ve belki de satışlarını arttırmaktadır.

Bu türden duyguları kullanan daha birçok marka sayabiliriz. Peki, hem sektör teamüllerine uygun davranmak, hem farklılaşmak mümkün mü? Herkesin aynı duygularla benzer ürünler sattığı yenidünyamızda çağa uyumluluğun belirleyicisi ne olmalıdır?

Belirli dönemlerde, belirli tüketici davranışları ve pazar dinamiklerine uygun olarak bu gibi duyguları sahiplenen lider markaların stratejik olarak farklılık yaratması mümkündür. Fakat takipçi konumundaki markaların zoru başarıp farklılaşmalarını sağlayacak olan bakış açısı nasıl gerçekleşecek?

Zannediyorum yakın zaman sonra markaların ticari kar elde edeceği yeni duygular keşfedilecektir. Gelmiş, geçmiş ve gelecek olan tüm duyguların DNA’ları yeniden bir bir çözülecektir. Çözülmüş olan duyguların genleri ile marka genlerinin birleşiminden yeni sektörler, yeni piyasalar, yeni stratejiler doğacaktır.

Geleceğin duygularından biri olacağına ve markalar tarafından yoğun olarak kullanılacak olduğuna inandığım ve DNA çözümlemelerinin neredeyse tamamlanmış olduğunu düşündüğüm bir duygu da durgunluk, yavaşlık, hantallık duygusudur. Günümüzün hız tutkunlarının gelecekte kendilerini bir yorgunluk içerisinde hissedecekleri bir gerçektir. Birçok markanın durgunluk duygusuna yönelik stratejiler geliştireceğini ve kalite geliştirme çabaları göstereceklerini zannediyorum. Bu yorgunluk duygusu bireyselliği, egoyu, bencillği ve içedönüklüğü de tetikleyebilir. Daha fevri fakat daha hassas, bir o kadar toplum için kaygılı ve fakat özünden uzaklaşan karma karışık bir döneme doğru ilerliyoruz.

Temennim ise her ülkenin büyük markalarıyla anıldığı dünyamızda, eşsiz duygulara hitap edecek olan Türk markalarının yaratılması ve yaşatılmasıdır. Ve çağlar boyu var olan öykülerinin dünya üzerinde asırlarca yaşamasıdır.

Marka potansiyelinizi açığa çıkaran yaratıcı stratejilere ve hikaleyelere…


ezber-bozan-markalar-1200x297.jpg

20 Kasım 2017 admin0

Hızla değişen tüketici ihtiyaçlarına akılcı yanıtlar veren markalar başarıya ulaşıyor. Pazarının ezberlerini bozan ve rekabet dinamiklerini değiştiren iki başarılı marka örneği…

Ezber bozan markalar denince ilk akla gelen yenilikçi bir ürün ve model gelişten markalar oluyor. ”Marketing Türkiye Dergisi’nin Kasım 2015 sayısında yayınlanan “Son On Yılda Ezber Bozan Markalar” hakkındaki araştırma haberi için Yunus Baran’ın verdiği görüşlerdir.

Ezber bozan markalar denince ilk akla gelen yenilikçi bir ürün ve model gelişten markalar oluyor.

Havayolu ulaşımı kategorisinde AnadoluJet’in ezber bozduğunu ve kategorisinin gelişimine büyük katkı sağladığını söyleyebilirim.

Hem low cost kategorisinin gerekliliklerini yerine getiren hem de yolcusunun uçuş kolaylığını ve rahatını düşünen yenilikler geliştirdiğine şahit olduk.

Yolcuların valizlerinin anlaşmalı kargo firmalarıyla evden alınması ve gidecekleri yere teslim edilmesi havayolu ulaşımını kolaylaştıran bir açılım.

Üniversiteli gençlerin daha özgürce ve ekonomik uçmalarını sağlayan indirimli biletleme modellerinin uygulaması da low cost kategori ezberlerini bozmaktadır.
Yolcuların seyahat motivasyonlarına göre hem uçanlar için hem de uçulacak yerlerle ilgili faydalı bilgiler platformlarının tasarlaması ve geliştirilmesi bir rahatlık.

Anadolu’un tarih, doğa, kültür ve güzelliklerinin düzenlenen tanıtım programları dahilinde yolcularına yaşatacak gezilerin organize edilmesi büyük bir misyon ifadesidir.

Misafirlerinin uçuş öncesi, uçuş anı ve uçuş sonrası ihtiyaç ve sorunlarıyla yakından ilgilenerek; her platformda onları dinlemesi, yakınlık göstermesi, sürekli çözüm üretmesi gibi ürün, servis ve hizmetleri hem markayı hem de kategoriyi geliştirmektedir. Rekabet yönünün insan odaklı fayda ve kalite odaklı gelişmesini sağlamaktadır.

Dijital platformlar kategorisinde Yemeksepeti.com’un ezber bozan başarısı ve oyunun kurallarını yeniden tanımlaması; dışarıda yeme içme sektörüne büyük ilham olduğunu düşünüyorum.

Dışarıdan yemek siparişlerinde tanıdığımız – bildiğimiz – güvendiğimiz yerleri tercih etme eğilimini Yemeksepeti.com’dan sonra artık her restoran için gösterir olduk.

Yemek lezzeti, teslimat süresi, kullanıcı deneyimleri, görüş ve yorumları tek bir yerden derli toplu almak; teslimat sırasında ödeme yapmak, belli bir sürede siparişimizin geleceğine inanmak, beğenmezsek muhatap bulmak gibi birçok rahatlıkla karşılaştık.

Hem tüketicinin dilediği çeşitlilikteki yerel ve dünya mutfaklarından sipariş vermenin hem de mekânlar için hedeflediği müşterisine ulaşmanın kısa yolları değişti ve gelişti.

Bu iş modelinin büyük bir ilgiyle gelişmesi birçok benzer iş modelleri için de umut kaynağı oldu.

Mobil bir uygulamayla taksi çağırmak, dondurma siparişi vermek, tamirci bulmak, değiş tokuş sağlamak gibi birçok farklı dijital platforma ilham ve cesaret verdiğine inanıyorum.


Dijital-Pazarlama-Dergisi-–-Marka-Röportajı-BLOG-Yubai-Marka-Danışmanlığı-1200x297.jpg

20 Kasım 2017 admin0

Merhaba, öncelikle kendi marka hikâyenizi anlatır mısınız?

Herkesin bir marka değeri olduğunu düşünüyorum. Bazıları keşfedilmiş, bazıları da henüz keşfedilmeyi bekleyen. Dolayısıyla bu keşif konusu çok ilgimi çekiyor.

Kendimle ilgili kısmında hala keşfedilecek bölümler olduğunu düşünüyorum. İyi bir ekonomist olmak varken iyi bir markacı olmayı aklına koymuş biriydim. Bu konuyla ilgili onlarca ve hatta yüzlerce çalışma yaptığımı söyleyebilirim. Bazı önemli simaların kapılarını bu kabiliyet keşfini gerçekleştirmeleri için aşındırdım. Yine kendi potansiyelimi kendim açığa çıkardım diyebilirim.
Önemli olan istemek, çalışmak ve sabretmek bence. Bu sabır konusu ikinci en önemli gelişim aracı. Başarının ardında çoğu zaman sabır var. Ben de bolca hayal kuran, sabırsızlanan ve sabreden bir aralıkta yaşıyorum. Hem kendim için hem de markalarım için…

Yubai Creative Brands nasıl ortaya çıktı. Markalara ne tür hizmetler sağlıyorsunuz?

Dediğim gibi her insanın ve markanın bir potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Bu potansiyel bir şekilde açığa çıkıyor. Önemli olan tam ve ideal bir yansımasının olması. Yubai, bahsettiğim felsefeye sahip bir marka aklı girişimi.

Markalaşmak isteyen herkesin potansiyeline katkı sağlayan bir oluşum. Büyük küçük demeden tüm markalara, kişilere, kurumlara stratejisi sağlam yaratıcı marka fikirleri veriyor. Markalaşma yol haritalarını çiziyor. Konumlandırmalarını yapıyor. Konsept, slogan ve marka isimlerini tasarlıyor.

Ordinaryunus rumuzunun hikâyesini öğrenebilir miyiz?

Dijital dünyanın hayatımıza kattığı şeylerin başında yeni isimlerimiz geliyor. Bazen kendi ismimizi yeni anlamlarla ya da uzantılarla kullanmak ve sahiplenmek gerektiği oluyor. Ben de Yunus Baran’ın sosyal medyadaki yansıması için İngilizce “Ordinary” kelimesiyle ismim olan “Yunus” kelimesini birleştirerek farklılaşmayı tercih ettim. Türkçe ise “Ordinaryus” kelimesini adımla deforme edip yeni bir söylem de yaratmış oldum. Çok beğenildiğine dair yorumlar gelince öyle kalakaldı. Konu bazen çok sahipleniliyor ve değişiklik yapamıyorsunuz. Bu da bir dijital hedef kitle yaklaşımının gerçek hayata izdüşümü belki. Yunus Baran ve Ordinaryunus iyi anlaşıyorlar. Farklı zamanlarda, farklı pencerelerden ve farklı açılardan şeyleri paylaşıyorlar.

Türkiye ve Dünya’da son dönemlerde start-up diye adlandırılan girişimler oldukça popüler, bu yeni nesil markalar geleceklerini sağlama alabilmek için sizce neler yapmalı?

Bilirsiniz bir kompozisyon yazım tekniği olarak giriş – gelişme – sonuç yaklaşımı vardır. Her girişim bence bu kompozisyon yazım tekniğindeki gibi iyi bir girişe, güçlü bir gelişmeye ve sürükleyici bir geleceğe sahip olmalıdır. İyi fikir ve iyi uygulama şartını; iyi strateji desteklemelidir.

Marka Stratejisti olmak için olmazsa olmazlar nelerdir? Eğitim bu işte ne kadar önemli?

Strateji öğrenilecek bir kavram olmakla birlikte büyük kısmını bakış açısı oluşturmaktadır. Sanat gibi bir şey… Aslında belki de sanat. Bu konu biraz karışık olabilir. Oraya çok girmeyeyim.

Dijital iletişimin markalar için önemi sizce nedir? Markalar dijital evrime uyum sağlamak için neler yapmalı?

“Stratejik değişim” ve “dijital dönüşüm” kavramlarına kafa yormak gerekiyor diye düşünüyorum. Her stratejinin taktiksel değişimleri var. Bunlar bazen dijitalde yeni verileri elde etmemize, yeni araçlar kullanmamıza, yeni söylemler geliştirmemize, yeni mecralarda görünmemize yol açıyor. Hedef kitlenin bulunduğu yerlerde bulunmanın yetmediği, onlar gibi davranmak ve hatta onlardan biri gibi olmamız gereken zamanlardan geçiyoruz. İyi bir spor hocasının öğrencilerinden daha fit olması gerektiği, sağlıklı bir içecek markasının sunduğu sağlık vaadine uygun iletişim yapması, popüler bir moda sitesinin modaya yön vermeye çalışması gibi davranışlar tüketicilerinin algısını yönetmeye yetmeyebilir. Daha fazlasını düşünmek ve yapmak gereken zamanlardan geçiyoruz.

Aslında şu anda günümüzde popüler olan birçok markanın yaratıcılarından birisiniz. Siz de en çok iz bırakan hangi markalar oldu? Favori kampanyalarınızı öğrenebilir miyiz?

Birini birine tercih etmek gerçekten zor. Birçok markanın yaratılışı ve yeniden konumlandırılışında bulundum. Yeşilay markasının asırlık bir mücadele serüvenini yeniden markalayarak markanın tutarlı bir söylem ve stratejiye sahip olmasını sağladık. İyiliğin ve sağlığın tetiklediği bir sosyal marka gücünü yeniden inşa ettik. AnadoluJet’in kategorisi içerisindeki algı ve itibar payını arttıracak “fazlası var” konseptiyle geçtiğimiz yıllarda marka değerine katkı sunduk. Ayrıca markanın yeniden konumlandırma çalışmalarını gerçekleştirerek gelecek senaryolarını yazıyoruz. Muratbey peynirlerinin sektör içinde farklılaşmasını ve markanın sahip olduğu inovasyon gücünü arttırmasını sağlayacak iletişim kampanyalarına stratejiler yazdık. Peynire zeka kattık. Campet ürününün “Cam mı? Pet mi?” Olduğu sorunsalına son noktayı yine biz koyduk. Biscolata markasının yaratılışı sırasındaki marka akıllarından biri olarak marka gelişimine katkı sunduk.

Türkiye’nin en başarılı markaları sizce hangileridir?

Kuşkusuz Türk Hava Yolları. Türk Hava Yolları markalaşma konusunda çok yol kat etmiş ve edecek olan en başarılı markamız bence. Büyük farklılıklar yaratan ve vizyoner bakış açısını ise asla yitirmeyen bir marka. Türkiye’nin dünyadaki yüzü ve dünyanın Türkiye baktığı gözü diyorum ben.

Yunus Baran markalar için var gücüyle çalışan, şehrimizin süper kahramanı biraz da. Peki, boş vakitlerinizde neler yapıyorsunuz? İlham kaynağım dediğiniz şey nedir?

İlham da karaborsaya düştü bence. Ulaşabilmek ve ona sahip olabilmek oldukça güç. Bazen çimlerde uzanmak ve denize bakmak, bazen parkta oynayan ufaklıkların davranışlarından doğallık ve saflık yansımalarını kapmak… İlham için rutin ve standart şeyler yapmadığımı söyleyebilirim. Mesela birçok insan fikrini paylaşmaktan çekinir. Özellikle bizim sektör ve işimiz için bu “fikir” mevhumu çok çok önemlidir. Ben her konuştuğum insan ve gerçekleştirdiğim tartışmalardan ilham alıyorum. Yaratıcılığım artıyor diyebilirim. Paylaştıkça paylaştığından daha fazlasına sahip olmak diyorum ben buna. Define avında doğru yere kazma vurmanı sağlayan bir harita bulmak gibi…
Kelimelerle oynamayı, var olan anlamlara yenilerini katmayı, insana karışmayı, doğaya kaçmayı, hayvanları sevmeyi birer ilham ve terapi olarak görüyorum.


Neden-Strateji-Yazıyoruz-BLOG-Yubai-Marka-Danışmanlığı-1200x297.jpg

20 Kasım 2017 admin0

Neden Strateji Yazıyoruz?

Strateji, yaratıcı beyinlerin yol göstericisidir. Ürünün, tüketicilerin ve rakiplerin kim olduğunu söyleyen teknik ve bir o kadar yaratıcı bir güçtür. İnsan davranışlarını irdeleyen bir kâşiftir. Markalarla insanlar arasında kurulan bağları güçlendirir. Beğeniyi artırır, şikâyetleri azaltır.

Neden Stratejiyi Planlıyoruz?

Marka ile değişen pazar şartları / insan davranışları arasındaki uyumu bir sistem çerçevesinde takip etmek için planlama yapmak şarttır. Değişikliklere adapte olmak, yeni yollar belirlemek ve en doğru haritaları çizmek için de plan yapmak gerekir. Strateji ancak bu gibi bir sistem ve planlama ile anlam kazanır.

Neden Tüketiciye Dokunuyoruz?

Tüketiciler değişken bir yapı gösterir. İnsan olmasının gerekliliğinden dolayı bu gayet normal bir şeydir. Dolayısıyla da keşfedilmesi gerekir. Bir kez yetmez. Daima keşfedilmelidir. Yaşam merkezi, yaşam biçimi, sosyal çevresi, geliri, kültürü, ailesi, alışkanlıkları, tutum ve davranışları gibi onlarca faktör ona yön verir. Stratejinin yapması gereken ise planlanan amaçlar doğrultusunda tüketiciye dokunmaktır. Fakat neresine dokunduğunuz ise en önemli olandır.

Neden Stratejiye Önem Veriyoruz?

Yakın zamana kadar reklamverenin gözünde giderek önem yitiren bir olgu olan strateji şimdilerde çok popüler. Yaratıcı reklamın arkasındaki stratejiyi düşünmeden iş yapan ve hatta para kaybeden markalar mezarlıkları sağ olsun!

Neden Stratejik Planlar Yapıyoruz?

Markaların tanıtımları için en önemli görevleri üstlenen reklamlardan ve onların yaratıcıları olan reklamcılardan beklentiler her geçen gün biraz daha artmaktadır. Sorularla dolu bir brief toplantısıyla başlayan yolculuk serüvenimize yine sorular sorarak devam ediyoruz. Reklamları amacına uygun ve etkili bir hale getirmek için sürekli bilgi değişiyoruz. Sorulara en etkili cevapları yine kendi içimizde ve dışımızda arıyoruz. Bu soru-cevap faslıyla başlayan bu süreç; kaliteli iletişim içeriğinin üretimine kadar devam ederken de boş durmuyoruz. Harala gürele üretmeye devam ediyoruz.

Neden Stratejileri Modelliyoruz?

    • Pazar ve rekabet analizi yaparız. Marka yaratım ve yönetim sürecinde markalara bolca zaman ayırırız. Sektörü ve pazarı yakından tanırız.
    • Hedef kitleyi tanırız. Sahaya ineriz, tüketiciyle konuşuruz, market gezeriz. Bunlarla yetinmeyiz. Araştırma tasarlarız, focus grup yaparız. Insight denen şeyi doğru alır doğru satarız.
    • Bölümlemenin gerekliliğine inanırız. Daha kolay ve rahat yönetilebilir markalar yaratmanın yolunu ararız. Konumlandırmaya konu olacak şeyin öncelikle iyi bir pazar bölümlenmesinden geçtiğine inanırız.
    • Konumlandırma çalışmalarını yaparken tüketicinin zihinlerindeki algıları yönetiriz. Mevcut algılar, hatırlamalar, tortular, izler ile marka özünü bulur ve ona etki ederiz.
    • Marka Mimarisi ile ilgili sınırların belirlenmesine katkıda bulunuruz. Alt ve üst markalar arasındaki ilişkilerin yanlış bir mimari üzerine inşa edildiği bir platformda iletişim yapılmayacağını düşünürüz. Pazar şartlarından, şirket ve marka özeline kadar tüm aşamaları gözden geçirerek değişkenlere uygun modeller öneririz.
    • Ürün geliştirme fikir ve çalışmaları için reklam veren ile yakından ilişki halindeyiz. Farklılaşmamış hiçbir markanın hedef kitlesini hatmin etmeyeceğini bilir ve işin olmazsa olmazlarına eğiliriz.
    • Yaratıcı Reklam Fikirlerine ilham kaynağı oluruz. Stratejisi sağlam olmayan hiçbir reklamın başarılı olmayacağına inanırız.
      Tüm bu özet yaklaşımlar stratejinin önemini anlatmaya ne yeter, ne de inanmayanları stratejinin önemine ikna eder. Marka ne kadar başarılıysa strateji o kadar güçlüdür. Reklam ne kadar yaratıcıysa strateji o kadar doğrudur. Yaratıcı sanat stratejiyle ne kadar iç içeyse hedef kitleyle de o kadar iç içedir. Unutmayın! Doğru stratejiyle yapılmış doğru reklamlar ve işler potansiyelinizi tetikler.

Reklamın-iyisi-BLOG-Yubai-Marka-Danışmanlığı-1200x297.jpg

20 Kasım 2017 admin0
Neredeyse herkesin marka stratejisi ve reklam eleştirmenliği yaptığı bir zamanda yaşıyoruz. Bazı değerlendirmelerde hala reklamın iyisi – kötüsü olmaz diyenleri de görüyoruz. “Gerçekten iyi reklam nedir?” sorusunun cevabı ise birçokları için hala büyük bir sübjektiviteden besleniyor.
İyi bir reklamı izlerken, dinlerken, bakarken, okurken izleyicisine keyif veren bir kalitede çekilmiş, seslendirilmiş, afişe edilmiş, yazılmış olması yeterli midir? Ayrıca bu görsel güzelliğin yanında diğer bir önemli değerlendirme kriteri de reklamın verdiği / vermeye çalıştığı asıl mesajın önemi nedir? Bu mesajı vermede kullandığı stratejiler, yaratıcılık biçimi, yol ve yöntemler piyasa şartlarına uygun mudur?İyi reklamın niteliğine geçmeden önce, reklamın önemi hakkında bir iki küçük açıklama yapmakta fayda var. Tanıtıma değer herhangi bir ürün, mal, hizmet, organizasyon, fikir vb. sahibi markaların bunları tanıtmak amacıyla kullandıkları çabaların tümüne reklam diyebiliriz. Reklam verenlerin kimi yeni, küçük ve cılız kimi ise eski, büyük ve güçlü marka sahibi işletmelerden oluşmaktadır. Büyük markaların reklam verirken duyacağı kaygılar, küçük markaların reklam verirken duyacağı kaygılardan birbirinden farklıdır. Büyük ya da küçük olsun yapılacak stratejik bir hata belki de bir daha hiç reklam verememelerine neden olabilir. Hal böyle olunca reklamın iyisi / etkisi / anlam ve önemi daha da iyi anlaşılabilir.

TV, dijital dünya, radyo, gazete, dergi, sokak ve daha birçok mecrada karşımıza çıkan reklam kargaşası içinde hedef kitlelere uygun markayı nasıl fark ettireceği / reklamı nasıl izlettireceğiz / mesajı nasıl vereceğiz / farkındalığı nasıl sağlayacağız / satın alma motivasyonunu nasıl yaratacağız?

Reklamı yapılan her şampuanın saçı güçlendirdiği, parlattığı, kepekten arındırdığı ve baş döndürdüğü; her deterjanın çamaşırları beyazlattığı, koruduğu, komşu çatlattığı, hoş koku yaydığı ve hatta çocuk gelişimine bile katkı sunduğu bir piyasada hangi ürünün ilgiye değer olduğunu nasıl tespit edeceğiz?

İyisini seçerken bize uygun mesajlardan / reklamlardan ve iletişim tonlarından etkilendiğimiz bir gerçek. Bu seçicilik bahsettiğimiz görsel ve sözel iletişimin oluşmasına temel teşkil eden marka / reklam stratejisinden geçmektedir. “Acaba nasıl bir fikir hem mevcut müşteriler hem de potansiyel müşteriler üzerinde olumlu bir etki yaratır?” sorusunun cevabı günümüz rekabet şartlarında iyi bir reklam yapmak için yeterli değildir. Daha fazlasını düşünmek, kurgulamak, uygulamak gerekir. Hem de reklamın hazırlık süreci öncesinde ve sonrasında! Stratejiden konumlandırmaya, marka vaatlerinden destek unsurlara, fikirden yaratıcılığa, görsel uygulamadan mecra kullanıma kadar tüm aşamalarının hassasiyetle ele alınması gerekmektedir.

Bundan yıllar önce Belçika’da One Second adlı yeni bir ürün olan mentollü jel biçimindeki yeni nefes ferahlatıcısı bir saniyelik televizyon reklamlarıyla tanıtılmış. Reklam filmi ürünün adına yakışır kısalıkta tasarlanmış. Çünkü One Second’un sahibi çok şey isteyen fakat kısıtlı bir reklam bütçesine sahip bir şirket olduklarını ajansında belirtmiş. Bunun sonucunda esprili fakat onlar için çok pahalıya mal olmayacak bir yöntemle yeni ürünün tanıtımı gerçekleştirilmiş. Bu fikir sayesinde tüm zamanların en kısa reklam çalışması hazırlanmış. Reklam ürünle ilgili gerekli tüm bilgileri bir saniyede vermeye odaklanmış. Bir kadın jeli dilinin üzerine yerleştiriyor, ürün gösteriliyor ve reklam son buluyor. İzlemesi zevk veren ve dakikalarca süren yüksek yapım maliyetleri yerine başarılı olduğu düşünülen düşük bütçeli bir iş tercih edilmiş.

Bu gibi iyi / güzel / çirkin birçok örneğiniz vardır sizin de. İş yaparken belki referans olarak verdiğiniz ya da aldığınız. Marka vaadi güçlü, hedef kitlesini yakalamayı amaçlayan ve kendine özel dinamikleriyle pazarına yön veren markalar kendilerine özel iyi ve etkili reklamlar yapmayı hak eder. Bu kadar değerli avantajları bulunan markaların ya da avantaj elde etmek için değerler yaratmak isteyenlerin iyi reklam için çalışmaları gerekmektedir.

Bazı ezber yaklaşımlar ve sırf maliyet odaklı çalışmalar her zaman aynı büyük ve kitlesel etkiler yaratmada yetersiz kalabilir. Yaratıcı fikirlerin, basit uygulamaların, yeni ürünlerin, estetik tasarımların, büyük yapımların tüm mecraları kasıp kavurduğu günümüzde “reklamın iyisi” ezberciliğinin çok da büyük bir şansı yok aslında.

Önce daha stratejik, daha yaratıcı, daha özgün ve daha çok işler başarabilen reklamlar yapalım. Reklamın iyisini bu kriterleri yerine getirdikten sonra seçeriz.


Marketing-Turkiye-Röportaj-BLOG-Yubai-Marka-Danışmanlığı-1200x297.jpg

20 Kasım 2017 admin0

Sizce “Yeni Türkiye” olarak belirtilen bu dönemde “Yeni Tüketici” kavramından da bahsedebilir miyiz? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Yeni kavramı ‘var olmayan’ veya ‘eskiden var olan fakat yenilenen’ olarak iki biçimde düşünülmelidir. Yeni Türkiye’de var olanın yenilendiği bir dönemden geçiyoruz. Bu yeniliği doğuran da elbette ki insanlar ve davranışlarıdır. Diğer konu da var olanın neden yenilendiği, değişip, dönüştüğüdür. Yeni Türkiye de bu yeniliği sağlayan elbette ki yeni insan davranışlarıdır. Yeni eğilimlerdir. Dünya değişirken tüketicinin değişmemesi gibi bir durumdan bahsetmek zaten mümkün değil. Bazı dirençler elbette olacaktır fakat Yeni Türkiye’nin temel motivasyonu dünya değiştikçe dünyasını değiştiren insanların temel motivasyonuyla aynıdır.

Bu yeni dönemde tüketim alışkanlıkları ne yönde değişti?

Daha rahat erişen, daha hızlı tüketen, daha tatminsiz, daha çabuk vazgeçen ve daha çok deneyen yeni bir alışkanlık zamanındayız. Var olanların yanında markaların yarattığı yeni ihtiyaçlar ve bu ihtiyaçları hayatlarına dahil etmek isteyen yeni tüketiciler çağındayız. Bu dönemin tüketim alışkanlıklarını daha iyi anlayabilmemiz için ‘daha’ ve ‘yeni’ kavramlarını bir kez daha yeniden ele almak gerektiğini düşünüyorum.

Özellikle bu dönemde muhafazakar tüketici kitlesinin lükse yöneldiği ve bu anlamda da tüketici gruplarında değişimler olduğu belirtiliyor. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?

Lüks ve muhafazakarlık kavramları aslında yalnızca bu dönemde yan yana gelmedi. Elbette sınırlı da olsa bir geçmişi de vardı. Sadece günümüzdeki kadar görünürlüğü fazla değildi. Bu dönemin temel özelliklerinden birisi de yeni tüketicilerin daha çok ‘olmak istediği gibi olmak’ motivasyonuna sahip olmasıdır. Artık daha özgür, daha cesur, daha iddialı, daha kararlı ve bir o kadar da varlığını göstermek isteyen tüketici davranışları görüyoruz. Markaların bu özellikleri görmezden gelmemesi yeni tüketicilerin bu davranışların haklılığını da doğrular nitelikte.

Diğer yandan da internetin ve sosyal medyanın da etkisiyle yeni bir nesille karşı karşıyayız. Sizce Y hatta Z kuşağının markalara bakışı nasıl?

‘Yeni dünyanın yeni tüketicileri’ diye bir kavramımız var. Bu kavram bizim şu sıralar farklılaşma çabamızın temel kaynağı gibi. Y kuşağını ‘’kendisinden emin, sözünü sakınmayan, özgürlükçü, fazlasını isteyen, bilen, tüketen, aktif, farklı, yaratıcı’ diye tanımlayacak olursak; Z kuşağı için hepsinin başına ‘daha’ ifadesini eklemeliyiz. Belki de ‘daha yeni’ demek daha da anlamlı olur. Bu duyguları ve özellikleri karşılamayan markalarla olan ilişkilerini sırf düşüncelerine uymadığı için sorgulayan kuşaklarla karşı karşıyayız. İşimiz giderek zorlaşıyor. Yeni dünyanın yeni ve yenilenen markalarının yeni kuşaklarla iç içe yaşaması gerekiyor. Aksi takdirde kuşak çatışması kaçınılmaz.

Son olarak bu yeni dönemin yeni markalar yarattığını düşünüyor musunuz? Bu konuda örnek verebileceğiniz markalar var mıdır?

Yeni Türkiye ve yeni dünya kavramları bir çok yeni markaya gebe bence. Genç kuşakları çok iyi yakalayan dijital bir örnek için bakınız www.ListeList.com yeni Türkiye’nin gelecek vaat eden bir platformu ve markası. Muhafazakar tüketiciler için yeni yaşam stil markası ÂLÂ Dergisi. Benzer bir yaklaşımla HUQQA. Örnekler genellikle başarılı bireysel girişimcilerden. Ulusal markalarımızın çeşitli kaygılarla bazı büyük alt hedef kitle kırılımlarını ihmal ettiğini görüyorum. Daha cesur ve daha iddialı yeni projelere ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.


Her-Seçim-Bir-Vazgeçiştir-BLOG-Yubai-Marka-Danışmanlığı-1200x297.jpg

20 Kasım 2017 admin0
Günümüz iletişim dünyası çok karmaşık. Mesajlar ister istemez birbiri içine giriyor. Bizlere iletilen rafine mesajları doğru anlamayı bir kenara bırakın, nasıl anlamamız gerekti konusunda bile tereddütte kalabiliyoruz.
Tüm bu anlama ve anlamlandırma sürecinde belirli seçim kriterleri mekanizmaları çalıştırıyoruz.
Aslında yaptığımız her seçimin büyük bir vazgeçiş olduğunu bilerek davranıyoruz. Bir ürünü alırken, bir markaya bağlanırken, bir organizasyona katılırken, bir partiye oy verirken bu farkındalığa sahip olduğumuzu biliyoruz / var sayıyoruz.
Daha çok adalet vadedenler ile daha özgürlükçü olmanın sözünü verenler arasındaki tercihlerimiz bizi biz yapan yegâne nedenlerimizdir. Lafa değil icraata bakanların tercihleri gibi, icraat şansı verilmesi gerektiğini düşünenlerin tercihleri de çok önemlidir. Neticede bu tercihlerimiz varoluşumuzun bir simgesi niteliğindedir.
Lezzetli bir atıştırmalık alırken ürünün adı kadar tadı ve sahip olduğu imajı da bizi biz yapan bir gerçektir. Seçmek aslında bir varoluş süreci başlangıcını temsil etmektedir. Aklın, mantığın ve duyguların bütünü, sözün, şeklin ve estetiğin bütününe odaklandığı çok değerli bir eylemdir.
Daha az ödeme motivasyonu, akıllı bir seçim, iyi bir baba olma duygusu, daha lezzetli olanın cazibesi, yenidünyalara açılan bir kapı hissi, en birinci olmanın verdiği güç gösterisi, ikinciliğin kamçıladığı ideale ulaşma arzusu gibi birçok duygusal ve rasyonel faydaların hepsi bu tercihler ve vazgeçişler paradigmasını manipüle etmek içindir.
Önümüze sıralanan bir dolu neden arasında farkında olmadan tam bize göre olanı seçiyor olsak bile birçok iyi / güzel / faydalı diğer şeylerden de vazgeçmiş de olabiliriz. Belki diğer alternatiflerin varlığı bizim için zaten çok da önemli değildi… Bu kadar güçlü bir varsayım, insan düşünce ve tercih mekanizmasının derinliğini ve pazarlama kavramının gidebileceği yerle ilgili ufkumuzu açmaya yetebilir.
Anne babaların bebekleri için seçtikleri isimlerin de kendi içinde sorgulandığını veya bir seçim kriterine tabi tutulduğunu düşünürsek, bu işin daha biz doğduğumuz andan başladığının farkına varabiliriz. “Şimdi kendinize yeni bir isim seçme şansınız olsaydı adınızı ne koymak isterdiniz?” sorusuna herkesin verecek bir cevabı mutlaka bulunur.
Hediye ürünlerle birlikte verilen değişim kartlarının ortadan kalktığı bir dünya düşünsenize. Alınan hediyeler ya çok beğenilecek, ya hiç kullanılmayacak, ya da gizlice çöpe gidecek…
Hem kendimiz hem de başkaları için empati kurabildiğimiz zaman daha rahat bir hayat bizi bekliyor olacaktır. Çarşıda, pazarda, mağazada, özel hayatımızda, siyasi görüşümüzde, dinimizde, dilimizde bir seçimler dünyasını temsil ediyoruz. Doğru veya yanlış seçimler yapmak hayatımızın her alanında var oldu ve olmaya da devam edecektir.
Bunca pazar zorluğu, iletişim yoğunluğu, mesaj bombardımanı, ekran çokluğu ve sosyo-psikolojik tutum ve davranışın ardında yatan tek gerçeklik var. O da kendimiz olmak. Seçmek ve vazgeçmek. Seçimlerimizin sonuçlarıyla iyi duygu ve deneyimler yaşamak.
Gerçekten bizi biz yaparak farklılaştıran ve büyük marka potansiyelimizi açığa çıkaran etkili seçimlerimizin olması dileğiyle…