Marketing-Turkiye-Röportaj-BLOG-Yubai-Marka-Danışmanlığı-1200x297.jpg

Sizce “Yeni Türkiye” olarak belirtilen bu dönemde “Yeni Tüketici” kavramından da bahsedebilir miyiz? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Yeni kavramı ‘var olmayan’ veya ‘eskiden var olan fakat yenilenen’ olarak iki biçimde düşünülmelidir. Yeni Türkiye’de var olanın yenilendiği bir dönemden geçiyoruz. Bu yeniliği doğuran da elbette ki insanlar ve davranışlarıdır. Diğer konu da var olanın neden yenilendiği, değişip, dönüştüğüdür. Yeni Türkiye de bu yeniliği sağlayan elbette ki yeni insan davranışlarıdır. Yeni eğilimlerdir. Dünya değişirken tüketicinin değişmemesi gibi bir durumdan bahsetmek zaten mümkün değil. Bazı dirençler elbette olacaktır fakat Yeni Türkiye’nin temel motivasyonu dünya değiştikçe dünyasını değiştiren insanların temel motivasyonuyla aynıdır.

Bu yeni dönemde tüketim alışkanlıkları ne yönde değişti?

Daha rahat erişen, daha hızlı tüketen, daha tatminsiz, daha çabuk vazgeçen ve daha çok deneyen yeni bir alışkanlık zamanındayız. Var olanların yanında markaların yarattığı yeni ihtiyaçlar ve bu ihtiyaçları hayatlarına dahil etmek isteyen yeni tüketiciler çağındayız. Bu dönemin tüketim alışkanlıklarını daha iyi anlayabilmemiz için ‘daha’ ve ‘yeni’ kavramlarını bir kez daha yeniden ele almak gerektiğini düşünüyorum.

Özellikle bu dönemde muhafazakar tüketici kitlesinin lükse yöneldiği ve bu anlamda da tüketici gruplarında değişimler olduğu belirtiliyor. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?

Lüks ve muhafazakarlık kavramları aslında yalnızca bu dönemde yan yana gelmedi. Elbette sınırlı da olsa bir geçmişi de vardı. Sadece günümüzdeki kadar görünürlüğü fazla değildi. Bu dönemin temel özelliklerinden birisi de yeni tüketicilerin daha çok ‘olmak istediği gibi olmak’ motivasyonuna sahip olmasıdır. Artık daha özgür, daha cesur, daha iddialı, daha kararlı ve bir o kadar da varlığını göstermek isteyen tüketici davranışları görüyoruz. Markaların bu özellikleri görmezden gelmemesi yeni tüketicilerin bu davranışların haklılığını da doğrular nitelikte.

Diğer yandan da internetin ve sosyal medyanın da etkisiyle yeni bir nesille karşı karşıyayız. Sizce Y hatta Z kuşağının markalara bakışı nasıl?

‘Yeni dünyanın yeni tüketicileri’ diye bir kavramımız var. Bu kavram bizim şu sıralar farklılaşma çabamızın temel kaynağı gibi. Y kuşağını ‘’kendisinden emin, sözünü sakınmayan, özgürlükçü, fazlasını isteyen, bilen, tüketen, aktif, farklı, yaratıcı’ diye tanımlayacak olursak; Z kuşağı için hepsinin başına ‘daha’ ifadesini eklemeliyiz. Belki de ‘daha yeni’ demek daha da anlamlı olur. Bu duyguları ve özellikleri karşılamayan markalarla olan ilişkilerini sırf düşüncelerine uymadığı için sorgulayan kuşaklarla karşı karşıyayız. İşimiz giderek zorlaşıyor. Yeni dünyanın yeni ve yenilenen markalarının yeni kuşaklarla iç içe yaşaması gerekiyor. Aksi takdirde kuşak çatışması kaçınılmaz.

Son olarak bu yeni dönemin yeni markalar yarattığını düşünüyor musunuz? Bu konuda örnek verebileceğiniz markalar var mıdır?

Yeni Türkiye ve yeni dünya kavramları bir çok yeni markaya gebe bence. Genç kuşakları çok iyi yakalayan dijital bir örnek için bakınız www.ListeList.com yeni Türkiye’nin gelecek vaat eden bir platformu ve markası. Muhafazakar tüketiciler için yeni yaşam stil markası ÂLÂ Dergisi. Benzer bir yaklaşımla HUQQA. Örnekler genellikle başarılı bireysel girişimcilerden. Ulusal markalarımızın çeşitli kaygılarla bazı büyük alt hedef kitle kırılımlarını ihmal ettiğini görüyorum. Daha cesur ve daha iddialı yeni projelere ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Her-Seçim-Bir-Vazgeçiştir-BLOG-Yubai-Marka-Danışmanlığı-1200x297.jpg

Günümüz iletişim dünyası çok karmaşık. Mesajlar ister istemez birbiri içine giriyor. Bizlere iletilen rafine mesajları doğru anlamayı bir kenara bırakın, nasıl anlamamız gerekti konusunda bile tereddütte kalabiliyoruz.
Tüm bu anlama ve anlamlandırma sürecinde belirli seçim kriterleri mekanizmaları çalıştırıyoruz.
Aslında yaptığımız her seçimin büyük bir vazgeçiş olduğunu bilerek davranıyoruz. Bir ürünü alırken, bir markaya bağlanırken, bir organizasyona katılırken, bir partiye oy verirken bu farkındalığa sahip olduğumuzu biliyoruz / var sayıyoruz.
Daha çok adalet vadedenler ile daha özgürlükçü olmanın sözünü verenler arasındaki tercihlerimiz bizi biz yapan yegâne nedenlerimizdir. Lafa değil icraata bakanların tercihleri gibi, icraat şansı verilmesi gerektiğini düşünenlerin tercihleri de çok önemlidir. Neticede bu tercihlerimiz varoluşumuzun bir simgesi niteliğindedir.
Lezzetli bir atıştırmalık alırken ürünün adı kadar tadı ve sahip olduğu imajı da bizi biz yapan bir gerçektir. Seçmek aslında bir varoluş süreci başlangıcını temsil etmektedir. Aklın, mantığın ve duyguların bütünü, sözün, şeklin ve estetiğin bütününe odaklandığı çok değerli bir eylemdir.
Daha az ödeme motivasyonu, akıllı bir seçim, iyi bir baba olma duygusu, daha lezzetli olanın cazibesi, yenidünyalara açılan bir kapı hissi, en birinci olmanın verdiği güç gösterisi, ikinciliğin kamçıladığı ideale ulaşma arzusu gibi birçok duygusal ve rasyonel faydaların hepsi bu tercihler ve vazgeçişler paradigmasını manipüle etmek içindir.
Önümüze sıralanan bir dolu neden arasında farkında olmadan tam bize göre olanı seçiyor olsak bile birçok iyi / güzel / faydalı diğer şeylerden de vazgeçmiş de olabiliriz. Belki diğer alternatiflerin varlığı bizim için zaten çok da önemli değildi… Bu kadar güçlü bir varsayım, insan düşünce ve tercih mekanizmasının derinliğini ve pazarlama kavramının gidebileceği yerle ilgili ufkumuzu açmaya yetebilir.
Anne babaların bebekleri için seçtikleri isimlerin de kendi içinde sorgulandığını veya bir seçim kriterine tabi tutulduğunu düşünürsek, bu işin daha biz doğduğumuz andan başladığının farkına varabiliriz. “Şimdi kendinize yeni bir isim seçme şansınız olsaydı adınızı ne koymak isterdiniz?” sorusuna herkesin verecek bir cevabı mutlaka bulunur.
Hediye ürünlerle birlikte verilen değişim kartlarının ortadan kalktığı bir dünya düşünsenize. Alınan hediyeler ya çok beğenilecek, ya hiç kullanılmayacak, ya da gizlice çöpe gidecek…
Hem kendimiz hem de başkaları için empati kurabildiğimiz zaman daha rahat bir hayat bizi bekliyor olacaktır. Çarşıda, pazarda, mağazada, özel hayatımızda, siyasi görüşümüzde, dinimizde, dilimizde bir seçimler dünyasını temsil ediyoruz. Doğru veya yanlış seçimler yapmak hayatımızın her alanında var oldu ve olmaya da devam edecektir.
Bunca pazar zorluğu, iletişim yoğunluğu, mesaj bombardımanı, ekran çokluğu ve sosyo-psikolojik tutum ve davranışın ardında yatan tek gerçeklik var. O da kendimiz olmak. Seçmek ve vazgeçmek. Seçimlerimizin sonuçlarıyla iyi duygu ve deneyimler yaşamak.
Gerçekten bizi biz yaparak farklılaştıran ve büyük marka potansiyelimizi açığa çıkaran etkili seçimlerimizin olması dileğiyle…

İtibarınız markanızın veya kurumunuzun görünen yüzüdür. İnsanlar üzerinde bıraktığınız izlenimler itibarınızı simgeler.

Ekosisteminizdeki kişi ve kurumların gözünde sahip olduğunuz değerler toplamını itibar olarak tanımlayabiliriz. Hissedarlarınız, çalışanlarınız, müşterilerinizin ve sosyal paydaşlarınız zihnindeki algıları bu önemli değer yönetir.

Bizler marka itibarları yaratmak ve pekiştirmek için tutumlardan, davranışlardan, durumlardan, görsel ve işitsel medya araçlarından yararlanırız. Hedef gruplarınızın zihin payını olumlu veya olumsuz gelişimini tetikleriz.

Gerçekleştirilen algı çalışmaları sonrasında insanların kurumunuz veya markanız hakkındaki düşünceleri imajınızı oluşturur, itibarınızı simgeler. Bu simgeler de sizi siz yapan öğeleri ve değerleri belirler. Doğal veya suni gündemlerle oluşturduğunuz öğeler, çoğu zaman durumun gerçekliğiyle ve tutumunuzdaki dürüstlükle doğru orantılıdır.

İhmal ettiğimiz bir gerçek var. Hem kişi hem de marka olarak sahip olduğumuz sorumluluk duygusu, itibarınızı oluşturan faaliyetlerin bütünü etkiler. Büyük firmaların yaşama, insanlara, dünyaya, doğaya ve tüm canlılara karşı daha çok sorumlu olmalarının altında yatan gerek budur. Küçük firmaların ise ulaşılmaz gördüğü konular yine bu sorumluluk duygularından geçmektedir.

Müşterilerimizin bizim için ne düşündüğü ile ilgilenmek, yatırımcılarımızın markamızın geleceğine olan inancını tazelemek, çalışanlarımızın kurumumuza bağlılıklarını pekiştirmek ve genel kamuoyunun markamızla ilgili iyi düşüncelerini arttırmak her zaman önemli önceliklerimiz arasında olmalıdır. Yoksa herkes kendisine göre bir “iyi” veya “kötü” bularak imajınızı kendi kendilerine yönetecektir. Bu da bir süre sonra markanızın çıkarları için yönetilemez bir hal alabilir.
Kurumsal marka itibarınız soyut bir kavram olarak başlar fakat maddi değerlerinizin çok ötesinde bir anlam kazanır. Para kazanmak iyi bir kurumsal itibardan sonra gelen bir amaç haline bile dönüşebilir. Bu yüzden kişiler ve kurumlar için itibar oluşturmak ve pekiştirmek çok değerlidir.

Markaların uzun vadedeki sigortası itibarın doğru yönetilmesinden geçmektedir. Sarsılmaz güçte itibarlara sahip olmak her kurumun, şirketin, markanın, organizasyonun ve kişinin hayalidir. Müşterilerimizin sadakatini, finans kaynaklarımızın sürdürülebilirliğini, pazar payımızı oluşturan dinamiklerin verimliliğini, insan kıymetlerimizin kalitesini kurumsal marka itibarımız belirlemektedir.

Yalnızca üreten değil, aynı zamanda konsept geliştiren ve yaratıcı düşünen bir marka başarısı ancak itibar kavramına verilen değerden geçmektedir. Artık herkesin her ürüne ve hizmete kolaylıkla ulaşabildiği bir dünyada; itibarlı olanın daha çok tercih edileceğini herkes biliyor.

Tasarladığımız görsel estetik, kurguladığımız stratejik derinlik, gerçekleştirdiğimiz uygulamalarda ve yönetimde tutarlılık pazar payımızı arttıran ve itibarımızı pekiştiren bir adım olacaktır.
Ürettiğimiz kaliteli ürünler kadar, o ürünleri koyduğumuz kaliteli ambalaj tasarımları da itibarımız artacaktır. Anlamlı söylemler ve tutarlı iletişimler oluşan itibara katkı sunacaktır. Kuruma bağlı çalışanlar ve markalarınızı geliştiren fikirler sizi her zaman bir adım önde tutacaktır. Oluşturduğunuz imaj ve itibar kültürünüz ekosisteminiz içindeki itibarımızı arttıracaktır.

İtibar böylesi iyi günlerde bolca işe yaradığı gibi kriz zamanlarının da bir numaralı kurtarıcısıdır. Badirelerle dolu yenidünya düzeninden daha az sarsıntı ile çıkmanın en büyük dayanağı yine itibardır.

Başarıya, kaliteye, istikrara ve liderliğe olan inancınız itibarınızın yapı taşlarını belirler. Temelinde inanç, güven, şeffaflık ve samimiyet olan markaların itibarı garanti altındadır.

Ülkesinin ve güvende hissettiği coğrafi bölgesinin dışına çıkmış bir marka için farklı coğrafyalardaki ekonomik ve siyasi riskler markanızın bir numaralı tehditleri arasındadır. İyi bir marka yönetim kültürüyle markanızın tüm sorunlarının üstesinden gelebilirsiniz. Böylesi riskli anlar için hem kurum içi hem de kurum dışında güvene dayalı ilişkiler geliştirmek itibarınızı sağlamlaştıracaktır.

Ürünleriniz, servis ve hizmetleriniz sizi siz yapan değerlerinizdir. Hem maddi hem de manevi varlıklarınız kurum değerinizi belirlemektedir. Maddi değerlerinizin taklit edilse dahi; taklit edilmez manevi değerlerinizle rekabet avantajı elde edebilirsiniz. Dolayısıyla taklit edilemeyen manevi marka değerleri, kültürleri, ruhları inşa etmeliyiz.

Marka potansiyelimizi açığa çıkaracak olan değerleri belirleyerek, stratejik varlığımızı ve hedef guruplarımızla aramızdaki duygusal bağlarımızı güçlendirmeliyiz. Bu yolla duygularına seslendiğimiz her bir hedef grup hem itibarımızı pekiştirecek, hem de parasal getirimizi arttıracaktır.

İyi bir kurumsal kimlik, güçlü bir kurumsal söylem, anlamlı ve tutarlı marka eylemleri itibarınızın artmasına yardımcı olacaktır.

Gittikçe artan marka ve iletişim karmaşası içerisinde büyük kitleler tarafından tanınma, markalarımıza karşı beğeni elde etme hiç de kolay olmayacaktır. Ardından tüketicilerimizin ve kamuoyunun güven duygusu kazanmak ve onlarla ilişki halinde olmak gerekecektir. Bu deneyimin memnuniyetle sonuçlanması ve marka sadakatinin oluşması idealde istenen bir sonuçtur. Ayrıca tüketicilerimizin markalarımız için birer elçilik görevi üstlenmesi ve yeni gönüldaşlar kazanmamızı sağlaması da yine itibardan geçmektedir.

Hem finansal ve kurumsal hem de duygusal ve sosyal parametrelerimizin performansı inşa ettiğimiz marka itibarımızla doğrudan ilişkilidir. Doğru bilinenin aksine kurumsal itibar sadece bir logodan ve slogandan ibaret değildir. Şirket tepe yöneticilerinin ağzından yazılmış basın bültenleri veya kurumsal sosyal sorumluluk projelerinin boy gösterdiği reklam kampanyaları da iyi bir marka itibarının garantisi değildir.

İyi ve doğru bir marka imajı, amaç ve araçları iyi tanımlanmış stratejilerin uygulanmasıyla gerçekleşir. Doğru zamanda, doğru etkiler yaratan her stratejik araç iyi bir itibarın pekiştiricisidir.

Kültürden, sistemden, çalışanlardan, paydaşlardan ve doğru uygulanmış stratejiden bağımsız bir itibar tanımı düşünülemez.

Unutmayın, ancak iyi bir itibar yüksek beklentiler yaratır, onları yönetir ve bu beklentilere cevap verir!

Başlıksız-5-1200x675-1-1200x675.jpg

Yılsonu, yılbaşı, soğuklar, kar, kış derken bir baharı daha karşılamanın dayanılmaz mutluluğunu yaşıyoruz. Haber sunumu tadındaki bu yazı giriş; içimizdeki sevincin sebebi.

Fakat bu durum karşısında sevinen yalnız insanlar değil. Olmamalı da zaten. Aynı durum firmalar ve markaları için de geçerli. Onlar da sevinsinler, şenlensinler.
İsterlerse tabi…

Bilirsiniz, baharla birlikte evlerde hummalı bir çalışma ve temizlik yapılır. Eksik gedik ne varsa temin edilir. Halılar çırpılır, sobalar kaldırılır, duvarlar boyanır. Alanlar ve mekânlar sezonun ruhuna ve renklerine uygun bir hal alır. İçler açılır, camlar açılır, insanlar açılır. Etrafa neşe saçılır.
Etrafımızdaki bu hareketlilik ve enerji patlaması ticareti canlandırır. İnsanlar evlenir. Ürünler yenilenir, tezgâhlar şenlenir. Çarşıya pazara renk gelir. İletişim savaşları alevlenir.
Bizim ve etrafımızın yaşadığı bu değişimi markalar adına nasıl karlı ve kazançlı bir hale çeviririz? Gelin, biraz bu konuya kafa yoralım.
Baharın ve yazın kodlarını okuyalım.
İçinde bulunduğumuz pazara bir kez daha bakalım.
Komşuluklarımız olan diğer pazarlara da bir göz atalım.
İnsan davranışlarına odaklanalım. Onları tanıyalım.
Bizlerden neler beklediklerini anlayalım.
Onları yapalım. Hatta fazlasını yapalım.
Ürünlerimizin kışlık elbiselerini rafa kaldıralım.
Yeni, baharlık elbiseler yapalım.
Ambalajlarımızı yenileyelim.
Logomuza renk verelim.
Geçen yılın sonunda yaptığımız pazarlama planlarında bakalım.
Eksik gedik ne varsa tamamlayalım.
Kısacası toplayalım, tamir edelim, tertipleyelim.
Markamızın bahar temizliğimizi yapalım.
Tüm bunları, bugün için değil yarın için yapalım.
Uzun soluklu düşünelim.
Çünkü marka olmak için her mevsimin enerjisine uygun davranmak gerekir.
Marka olmak için yatırım yapmak gerekir. Emek harcamak gerekir. Gereksiz fazlalıklardan arınmak gerekir. Temizlik yapmak gerekir. Temiz olmak gerekir. Zihinlerin en temiz yerinde olmak gerekir. Akla gelmek gerekir. Anlaşılır olmak gerekir. Şeffaf durmak gerekir. İçindekini göstermek ve doğal olmak gerekir. İçten olmak gerekir. Titiz olmak gerekir. Titizlenmek gerekir. Yenilenmek gerekir. Yeniliklere imza atmak gerekir. Taklit etmek değil, taklit edilmek gerekir. Uzun soluklu olmak gerekir. Geleceği aşkla tasarlamak gerekir. Fikir almak gerekir. İlham olmak gerekir. Paylaşmak gerekir. İyilere rastlamak gerekir. Çözümsüzlüklere neden olmak değil, çözüm üretmek gerekir. Güven duymak gerekir. Tanımak gerekir. İlgi göstermek gerekir. Tanıdığını hissettirmek gerekir. İnsana yakın olmak gerekir. Çevreye saygı duymak gerekir. Canlıyı korumak gerekir. Enerjisi yüksek olmak gerekir. Enerji tasarrufuna teşvik etmek gerekir. Farklı olmak gerekir. Tatlı olmak gerekir. Güzel durmak gerekir. Uzman olmak gerekir. Heyecan vermek gerekir. Büyütmek gerekir. Mutlu etmek gerekir. Yokluğunda eksiklik hissettirmek gerekir.
Bir bahar mevsiminde, bunlardan herhangi birinde bir eksiklik yaşamamak gerekir. Varsa tamamlamak için işin uzmanından yardım almak gerekir.
Haydi, markalarımızı hak ettikleri değere yükseltmeye ve üzerindeki tozu temizlemeye.

yubai1-1200x675.jpg

Renkler, bir ışık frekansının belli bir orandaki yoğunlaşması sonucunda ortaya çıkarlar. Bu yoğunluk göz retinasına ulaşınca renkler hayat bulur. Algılarımıza etki eden ışığın maddeler üzerine çarpması ve kısmen soğurulup kısmen yansıması sonucu oluşan çeşitlilik renk tonlarını doğurur. Her renk tonunun kendine has özellikleri vardır. Uyarıcı, çökkünlük, yapıcı ya da yıkıcı hislere neden olan renkler canlıların tutum ve davranışlarına da doğrudan etki eder.

Renklerin en güçlü özelliği bilinç dünyamızın en derin noktalarına kadar uyarma gücüne sahip olmalarıdır. 

Işıklar, elektromanyetik spektrumun insan gözü tarafından algılanabilen bölümüne düşer. Diğer duyu organlarımızın hassasiyetlerinden farklı bir yapı gösteren gözümüz; kulağın sahip olduğu kalın ve ince ses dalgalarını ayırabilme analojisine sahip değildir. Aksine aynı anda gelen ışık frekansları değişik kanallardan algılanamaz. Bu da gözün frekans analizi yapabilme kabiliyetinin olmadığını gösterir.

Aynı anda ince ve kalın sesleri birbirine karıştırmadan duymamıza karşın; gözümüz için bu ‘çok seslilik’ söz konusu olmadığından değişik ışık frekanslarının sadece kombinasyonlarını algılayabiliriz. Gözün sahip olduğu bu çalışma prensibini açıklamak veya pratik uygulamalarda kullanmak için çeşitli renk modelleri geliştirilmiştir. Tüm dalga boyları birden aynı anda gözümüze ulaşırsa bunu beyaz, hiç ışık ulaşmazsa siyah olarak algılarız. Arada kalan diğer renkler ise üç temel gruba ayırılır. Bunlardan ilki; kırmızı, sarı ve mavinin bulunduğu ana-renkler grubudur. Bu üç rengin çeşitli kombinasyonlarda biraraya getirilmesi sonucunda, diğer renklerin çoğunu elde etmek mümkündür. 

Oluşan bu renkler ikinci grup renkleri oluşturur. İlk gruptaki renklerle ikinci gruptaki renklerin karıştırılması sonucunda ise, üçüncü grup renkler oluşurlar. Hayatımız renklendiren renklerin oluşumu karışık bir denklem gibi görünse de aslında çok zorlu bir formülasyona sahip değildir. Teoride bu pratik şekilde işleyen renk oluşumu pratikte de çok farklı bir yapıda ilerlemez.

Bu kadar renk analojisi ve oluşum bilgisi onların iletişime konu olmaya başladığı anda bizler için gerçek anlamını bulur. Renkler ve tonlarının istenilen uygun oranlarda birleştirmesiyle görsel iletişimde çeşitli mesajları iletmeye aracılık eder. Giyidiğimiz kıyaferlerden, saçımızın rengine, tasarladığımız logolardan, evimizin duvarına, karakterimizden, dış görünüşümüze kadar çeşitli alanlarda renklerin birer görevi vardır. İdealde tüm bu seçimlerin üstlendikleri görevleri yerine getirmesi beklenmektedir.

Tüm bu alanlarda her renk sahip olduğu enerjisiyle onlardan en üst düzeyde faydalanmamıza olanak tanır.

Renkler tıpkı insanlar gibidir.

Her insan karakterinin sahip olduğu renk aralığıyla çevresine yaydığı enerjinin kaynağını gösterir. Markalar da böyledir. Onların dünyasında da iletişime konu olan renklerin hedef kitlelerine yönelik iletişim araçlarına dönmesi bu motivasyonlarla anlam kazanır. Fakat bu iş insanlar arasındaki iletişimden daha zor bir sürece sahiptir. Farklı enerji saviyelerinde yaşayan, farklı motivasyonları olan, tıpkı retinaları gibi ses tonları da birbirine benzemeyen, yaşam dünyaları arasında uçurumlar bulunan, beğeni ve seçim kritelerleri biribirine uymayan, bir nesneye yükledikleri anlamlara kadar herşeyde bir çeştlilik gösteren tüketicilerin dikkatini çekmek ne denli güçtür tahmin edilebilir.

İşte bu yüzden doğadaki tüm renkleri farkında olarak veya olmayarak mesaj taşıyıcıları olarak kullanırız. İçlerinde barındırdıkları kişilik ve karakterlerine yönelik unsurları gün ışığına çıkarırız. Görsel iletişime konu olan her tonuna kadar detaylandırırız. Hatta onları birer doğal şifa verme kaynakları olarak kullanırız.

Tüm bu kullanım alanları için renklerin hangi iletişim aracında ve amacında nerede, nasıl kullanılması gerektiğini çok iyi bilmek gerekmektedir.

Nesneler arasındaki estetik, birbirine yakışma ve uyum; insanlar arasındaki anlayış, tolerans, etkileşim, duyarlılık ve hassasiyet gibi duygular renklerin yerinde kullanım biçimine göre enerjiye dönüşmektedir ve insanlarla etkileşime geçmektedir.

Tüm bu etkileri istenilen olumlu şekilde oluşturmak için; ilk olarak renklerin dilinden konuşmak, kendilerine has olan özelliklerini çok iyi anlamak gerekir. İkinci olarak, renklerin duyguları taşıma ve enerjileri yansıtma/emme tekniklerini çok iyi öğrenmek gereklidir. Bu öğreti, renklerden mümkün olan en üst düzeydeki faydayı sağlamanın ön koşuludur. Onlara karşı daha duyarlı ve anlayışlı olmak için hayat kadar büyük bir nedenimiz vardır. 

Gündelik hayatımızda renklerin oluşturduğu çağrışımların en doğrusunu bulabilmek için genellikle deneme yanılma yolunu kullanırız. Sezgisel bir beceri ile yol alırken bilimsel doğrulardan da yararlanırız.

Sanatçı konuyla ilgili sezgisini bilimsel verilerle birleştiren, uygun teknikleri konuyla yoğuran gerçek bir ustadır. Bazen de kendimizi bu ustanın güvenilir deneyimlerine teslim ederiz. Bunu bize sağlayan duygu o sanatçının hayatını renklendiren renk ve enerji bilgisidir. Yaratım sürecindeki empati becerisidir. İletişim kabiliyetidir. İşte bir işin uzmanı olmanın konuya verdiği gerçek derinlik budur. Hayata bu denli renk katan uzman bakışların tüm çalışmalarını biz sıradan insanlar için yapıyor olmaları ise işi güzel kılan taraftır. Zira içinde insanı ilgilendiren, empati içeren ve nihayetinde karşısında bir sempati bekleyen derin bir unsur olan renkler harmonisi çalışmalar; belki de hiçbir bilimsel tercih dayanağı bulunmayan duygu yüklü davranışlar sergileyen bizlerin tercihine sunulmaktadır. Demek oluyor ki bu kadar renkli olduğu kadar girift olan bu ifadeler: o kadar anlamı, o kadar derin ve bir o kadar da basit olmalıdır.

Beyazı, siyahı, moru, kırmızıyı, turuncuyu, griyi, eflatunu, sarıyı, maviyi, laciverti, yeşili, iki ton açık yeşili, fıstık yeşilini, askeri yeşili veya kurbağa yeşilini bu kadar farklı anlamlara büründüren her şey tüm bu saydıklarımızın altında gizlidir.

Renklerin iletişime konu olan safhasında üstlendikleri görevleri vardır. Bazı renkler tarz katar, bazıları iştah açar bazıları da fark atar. Ortak özellikleri tüm bu nedenlerin altında yatar.

Canlılığın, dinamizmin, duygusallığın ve mutluluğun rengi aynı zamanda tutkuyu ve azmi de simgeler. Bir gıda markası onu iştah açtığı için kullanırken başka bir marka ondan kışkırtıcı olmasını ister.

Doğanın ve baharın rengi, insanları rahatlatıp güven verirken yaratıcılığı da körükler. Büyük lokantalar mutfaklarında bu rengi kullanarak şeflerindeki yaratıcılığı onunla tetikler.

Duygusallığın ve hüznün rengi, başkaları için gücü ve tutkuyu da temsil eder. Farklı kültürlere göre bazen sevinç bazen de kederi simgeler.
Uçsuz bucaksız duyguların rengi, gökyüzünün ve geniş ufukların sınırsızlığını ifade eder. Bazıları için kötü enerjileri emen, sakinliği ve kalp ritmini düzenleyen de o renktir. 

Kozmik bilimlerin ve sonsuzluğun rengi iletişimde otoriteyi ve verimliliği simgeler. Bu yüzden dünya üzerindeki firma logolarının yarıdan fazlasının tercihi bu yöndedir.

İhtişam ve lüksün rengi, tarih boyunca üst sınıfların ve saray mensuplarının tercihleri arasında yer almıştır.

Uyumun, neşenin, şirinliğin ve sevginin rengi yetişkinleri rahat hissettirdiği gibi çocuklar üzerinde de etki gösterir.
Zekânın, inceliğin ve pratikliğin rengi, hız ve dikkatin birlikte çalışmasını tetikler.
Gerçekçiliğin, planlı ve sistemli olmanın rengi, insanları hızlandırır ve rahatlatır.

Neşenin ve bilgeliğin rengi, sosyalleşme duygularını faaliyete geçirir. Depresyon ve duygusal dengesizlik hallerinde başvuru kaynakları arasında yerini alır.

Her rengin sahip olduğu özellikler, enerjiler, güçler, ifadeler, etkiler ve mesajlar birbirinden farklıdır. Hangisini nerede ve neden seçtiğimizi iyi bilirsek renkli bir hayatımızın, renkli hayatlara sahip markalarımız olmaması içten bile değil.

Doğru renklerle ve mesajlarla duyguları doğru yöneten markalar yaratın, yaşatın. Marka potansiyelinizi açığa çıkarın!

w-1200x675.jpg

İyi, etkili, rekabetçi ve bu zamana uygun stratejisi olan markaların kazandığı bir dünyada yaşıyoruz. Bu durum yalnızca markalar için değil, ülkeler, metropoller, kurumlar, STK’lar ve biz insanlar için de geçerli.

İnsanlık tarihinin en eski kavramlarından biri olarak tanımlanan strateji; bir amaca ulaşmak için uygulanacak eylemler bütünü olarak tanımlanır. Bu yönüyle bir nevi sanat olarak da görünen strateji; adeta bir rehber gibi hayatımızı, faaliyetlerimizi ve davranışlarımızı şekillendirmektedir.

Strateji bir kılavuzdur.

Şirketlerin, markaların, ajansların ve iş ekosistemindeki yöneticilerin yol gösterici bir haritasıdır. Yaratıcı zihinlerin pusulasıdır. En iyi sonuçlara en doğru yoldan götüren bir yol arkadaşıdır.

Strateji bize duyguların düşüncelerin ne olduğunu söyler. Ürünlerin, tüketicilerin ve rakiplerin kim olduğunu ifade eder. Teknik bilgilerle dolu olduğu kadar, yaratıcı içgörülerle besler.

Strateji, insan davranışlarıyla ilgilenen, var olandan yeni anlamlar çıkaran bir şekil değiştiricidir. İnsanlarla insanlar arasında, insanlarla markalar arasında, insanlarla nesneler arasında ve hatta nesnelerle nesneler arasında kurulan bağları güçlendiren bir tutkaldır. Doğru kullanıldığında trendler yaratır. Yeni olanları en yenilerle günceller, bağları beğenilere dönüştürür. Veriler toplar, şikâyetleri yönetir, bir sonraki adımları kurgular, memnuniyeti sürdürür.

Marka ile değişen pazar şartları arasındaki uyumu bir sistem dâhilinde takip etmek için stratejiyi planlamak şarttır. Tüm değişikliklere adapte olmak, yeni ve etkili yollar belirlemek, uygulama adımlarını tanımlayan haritalar çizmek için de plan yapmak gerekir. İyi bir strateji ancak sistemli ve planlı uygulamalarla anlam kazanır.

Planlama yapanların bir vadede büyük iş ve operasyon fırsatları yakalayacağı kesindir. Mevcut iş temposu, güncel iş konuları, makro ve mikro ekonomik göstergeler ve memleket halleri gibi nedenler planlama gerekliliğini zaman zaman zayıflatmamalıdır. Fakat bunu da planlamak son derece önemlidir.

İyi stratejilerle yapılmış iyi planlar amaç için belirlenen araçlara ve adımlara yön verir. Aşılacak engelleri de tanımlayan stratejiler, perspektifleri değiştirir ve geliştirir. Operayon araçlarını rasyonelize eder. Gelişen ve değişen yenidünya düzeni içerisinde alternatif kanallar önerir.

İster bir sayfada ister bir paragrafta, ister bir aylık ister bir çeyreklik planlar belirlenmiş hedeflere ulaşmanın en büyük yardımcısı stratejidir. Ulaşılmak istenen hedef, verilmek istenen mesaj, dokunulmak istenen tüketici, elde edilmek istenen başarı ve sonuca götüren denetim mekanizmalarının kilit noktası stratejidir.

Stratejiye geçmişte verilen önem, bazı yanlış uygulamalardan kaynaklı bir değer yitirme dönemi yaşamış olsa da; bu günlerde hak ettiği değeri yeniden görüyor.

Doğru işi yapmak kadar işin doğru stratejilerle doğru yapılması da gerekir. Kısıtlı zamanlar ve bütçelerle faaliyet gösteren markaların, yönetim süreçlerini daha verimli bir hale getirmek için strateji destekleri veriyoruz. Hedef grupların beklentilerine uygun davranmak, şirketin ve markanın sesini doğru yerde, doğru zamanda ve doğru şekilde açmak gibi asli görevlerimizi geliştirdiğimiz özgün strateji kılavuzlarıyla yerine getiriyoruz.

Yaratıcı strateji yönetimiyle güçlü ve değerli markaların inşasında atılacak tüm adımları belirleyen stratejilerimizi bu önemle yazıyoruz. Markaların başarılı yolculuklarında navigasyon görevimizi doğru tasarlanmış ve planlanmış stratejilerle yerine getiriyoruz.

Amacına en iyi şekilde hizmet eden iyi bir strateji tasarlamak için markaların pozisyonlarına özel modeller ve modüller geliştiriyoruz. İşi, markayı, pazarı, zorlukları, fırsatları, trendleri, müşterileri ve rekabeti modellediğimiz strateji çözümleme modülleriyle hem markaların potansiyellerini açığa çıkarıyor hem de gücüne güç katıyoruz.

Marka yaratım ve yönetim sürecinde markanıza hak ettiği stratejiyi tasarlayan, sektörü ve pazarı yakından tanıdığınız -kısa vadeli de olsa- bir planlama yapmanızı öneririm.

Unutmayın!

Markanız ne kadar başarılıysa strateji o kadar güçlüdür. Reklamlarınız ne kadar yaratıcıysa strateji o kadar doğrudur. Yaratıcı sanatlarınız stratejilerinizle ne kadar iç içeyse hedef kitlenize o kadar yakındır.

Planlı, güçlü ve sürdürülebilir başarılarla dolu bir marka yolculuğu dilerim.